Her şey 1998 yılının Mayıs ayında, o zamanlar büyüsüne kapıldığım Cradle of Filth (CoF)'in Cruelty and the Beast albümlerini çıkarmasıyla başladı. Vampirizm, erotizm, büyücülük, şeytancılık, oymacılık, kakmacılık ve yünlü dokuma alanlarında uzmanlaşan ve bir yandan ergen zihnimi Shakespeare alıntısı/çalıntısı şarkı sözleri(1) ile meşgul eden, diğer yandan da ingilizce öğrenimimi hızlandıran(2) CoF, dönemin black metal dünyası içinde hummalı tartışmaların da merkezindeydi -kimileri için mucizevi bir grup olmalarına rağmen özellikle de Viking kökenli sert abilerin gözünde bir tür freak show / gotik kostümlü cancan gösterisi tadında kalıyorlardı.Benim açımdan Cruelty and the Beast'in en dikkat çekici özelliği, albümün bütünüyle Elizabeth Bathory adlı bir Macar kontesinin yaşam öyküsü üzerine kurulmuş olmasıydı. 1500'lerin sonunda yaşayan ve bakire kanıyla yapılan banyonun bir tür gençlik iksiri olduğu saplantısına kapılan Elizabeth Bathory, ilk defa keşfedilmemekle beraber(3) CoF'in öykülendirmesi için harika bir karakter olmuştu. Bu tüyler ürpertici hikayeyin lirikleri ise alıntılanacak kadar güzeldi:
"Divinity and Lust are forever forbidden to meet."
"In Death's bed I have lain / Paying lip service to shame / But for dreaming of thee I regain /A reason to seek life again"
"Snuffed tapers sighed / As Death left impressing / His crest of cold tears on the Countess / Benighted like ill-fated Usher / The House of Bathory shrouded / 'Neath Grief's dark façade"
Sonrasında ise ben büyüdüm. CoF hiçbir zaman İstanbul'a gelmedi. Aradan yıllar geçti. Ve dün İstanbul Film Festivali'nin programına bakarken, Julie Delpy'nin -hani şu Before Sunrise ve Before Sunset'te oynayan Fransız oyuncu- bu hikayeyi filme aldığını öğrendim. Biletleri alıp koltuğuma oturduğumda, filmi yönetenin Julie Delpy olduğu gerçeğinden uzakta ve CoF günlerimden kalan bir heyecanla tam bir gotik ziyafet bekliyordum. (nasıl bir beklentiyse bu?!?!)

Sonuç ise tam bir hayal kırıklığı oldu. Julie Delpy, 1500'lerin sonunda geçen bu kanlı öyküyü 2009 diyaloglarıyla bezemiş. Senaryo, kadının toplumdaki yerini ve erkeğin kadına bakışını eleştiren feminist mesajlarla bezenmiş ve sahneler sinematografi açısından da oldukça sönük ve sıkıcı bir bakış açısından çekilmiş. Buna bir de dönemi yansıtma çabasıyla sıkça dile gelen Türk düşmanlığı(4) da eklenince -ki seyirciyi bir hayli güldüren bir ögeydi bu- film tam bir çileye dönüşüyor.
İşte böyle... dolayısıyla filmi hiç kimseye tavsiye edemiyorum. Julie Delpy'i sevenlerin yapacağı en iyi şey ise yine Before Sunrise veya Before Sunset izlemek olacak.
(1) Dusk and Her Embrace albümlerinde, Dani Filth'in "Pluck out mine eyes" yakarışlarıyla Macbeth okurken de karşılaşınca ilk başta bir hayli şaşırmış, sonrasında ise durumu olgunlukla hazmedip bu harikulade çığlık senfonisinden aldığım keyfi ikiye katlamıştım.
(2) Ereshkigal sözcüğünü kütüphanedeki dev Webster's içinde arayışımı dün gibi hatırlıyorum. O zamanlar wikipedia'nın henüz icad edilmediğini unutmayalım lütfen!
(3) 1983 yılında kurulan ve ismini bu sapkın kontesten alan Bathory grubu, black metalin atalarından sayılır. Ayrıca kontesin hikayesi 1971 yapımı Countess Dracula'dan başlayarak birçok kez beyaz perdeye taşınmış.
(4) (Bathory-Nadasdy ailesi, Balkanlar'daki Osmanlı işgaline engel olmak için savaşan feodal sistemin yapı taşlarından birini oluşturuyor)






Evet, özlemişim. Bir de diyorum, şöyle güzel bir don yapsa İstanbul sabahları, ne zamandır hiç rastlamıyorum kırağı kaplı yapraklara, bir fiske ile dökmüyorum incinmiş suslar dizisi gibi çaresiz bekleyen kristalleri. Gerçi Cihangir'de yapraklara rastlıyor muyum, bu da ayrı bir soru olmalı. 
